-Olmuyor olric olmuyor, insanları tanıyamıyorum.
-Belki de olmaması gerek efendim.
-Haklısın olric, kendi dünyamıza gidelim,yalnızız ama sahte değiliz olric.
- Değiliz efendimiz.
- Bu iyi haber olric.
1.7.11
19.6.11
*.*
Bazen sadece bakıyorum Dünya'ya,bütün olup bitenleri sadece izliyorum!.. Tüm o yalanlar,iftiraflar,hırslar,bencillikler,sahte gülüşler her şey, dünyaya bakmak bile istemememe sebep oluyor.Dünya'ya baktığımda sadece bir çöp yığını görüyorum.Yinede küçücük değerli bir kalbi görme umudu için bile bakmaya devam etmeye değer.
14.6.11
.. Harry Potter ..
Harry Potter serisi tüm dünyada fantastik kurguda adını asla unutturmayacak bir yere sahip oldu.Bunu da yazar J.K.Rowling'in yalın ve alışılmadık hayal dünyası sağladı.Yinede serinin biraz da popülerliğin getirdiği avantajla milyonlarca insan tarafından beğenildiğini düşünüyorum.Tıpkı Alacakaranlık serisi gibi, gerçi Alacakaranlık gibi daha basit bir konu ve düş gücüne sahip kitapla Harry Potter serisi gibi düş gücü yüksek,alışılmadık bir romannı karşılaştırmak acımasızlık olsada popülerlik konusunda aynı avantajlara sahipler.İnsanların popüler olan kitapları okumaya daha çok eğilim gösterdiklerini düşünüyorum.Bu yüzden popülerlik kitabın kalitesiyle uzaktan yakından alakasız hale geliyor.İtiraf etmeliyim başlarda Harry potter serisinin sıkı takipçilerindendim fakat sonra tüm dünyada yaşanan patlama ,popülarite beni seriden bir hayli soğuttu.Okunmaya değer çok daha kaliteli kitaplar varken bir romana hak ettiğinden fazla önem verilmesi ,tabiki sevilebilir, ama fazla abartılıp değerli romanların önüne geçirilmesinin haksızlık olduğunu düşünmekteyim.Beğenileri abartmanın ve kusurlarını görmezden gelecek kadar körleşmenin anlamı yok sanıyorum.Harry Potter serisine direk bir eleştiride bulunmayacağım fakat filmlerin romanların yanında ne kadar cılız kaldığını da söylemeden geçmemek gerek.Harry Potter'i Daniel Redcliffe yerine jim carrey oynasa daha güzel olabilirmiş,yeniliklere açık olmak gerek =))
11.6.11
21 gram..
Kaç hayat yaşarız ? Kaç kez ölürüz ? Ölüm anında hepimizin 21 gram kaybettiğimizi söylerler. 21 grama kaç yaşam sığar ? Ne kadarı kaybolur ? 21 gram ne zaman kaybolur ? Ne kadarı onunla gider ? Geriye ne kadarı kalır ? Geriye ne kadarı kalır ? 21 gram , 5 medeni paranın ağırlığı. 1 kuruşun ağırlığı. Bir çikolata parçasının. 21 gram ne kadar eder ?
21 grams soundtrack; http://www.youtube.com/watch?v=y1yx5mwy__U
21 grams soundtrack; http://www.youtube.com/watch?v=y1yx5mwy__U
2.6.11
Dreamcatcher !..
Düş görmek insanı her an herşeyin olabileceği uçsuz bucaksız bir dünyaya götürdüğü için belki de gerçektir.Efsanesini yeni öğrediğim düş kapanı(dreamcatcher) hakkında birkaç not ;Düs Kapanlari ,Kızıl derelilere göre insanın daha rahat uyumasını sağlayabilecek mistik güce sahip olan koruyucu özelik taşıyan tılsımmış.Çeşitli deriler ve kuş tüyleriyle süslenmektedir ki bu süsleme teknikleri de bir şeyleri simgelemekteymiş.Mesela ortası boş ağın çemberle buluştuğu nokta,sekiz noktada buluşuyorsa, örümceğin bacaklarını sembolize ediyormuş.
Bir siteden okuduğum düş kapanı hakkındaki efsaneyi aynen yazıyorum ;
"Efsanelerden birine göre, bilgeliğiyle tanınan iktomi adlı bir adam, örümcek kılığında bir ruhani liderin rüyasına girmiş, adamın tüylerle ve at kılıyla süslü, söğüt ağacından çemberini alıp, bu çemberin etrafına ağ örmeye başlamış ve bir yandan da adama hayat çemberinden, dünyada bizi yaşam çemberinin her döneminde etkilemeye hazır iyi ve kötü güçlerin olduğundan bahsetmiş. Konuşmasının sonunda düş kapanını tamamladığında, bunun ağının iyi olan düşünceleri, arzuları, istekleri tutacağını, ağın ortasındaki deliğin de kötülükleri uzaklaştıracağını söylemiş ve böylece düş kapanı kızılderili halk arasında yayılmış.
Bir diğer efsaneye göre ise düş kapanının ortasındaki ağ kötü düşleri tutar ki güneş doğduğunda onları yok edebilsin, ortasındaki delik ise iyi düşüncelerin size gelmesini sağlayandır. bu inanışa göre ortasından aşağı bir tüy asılmalıdır; böylece iyi düşünceler yollarını bulacaktır. düş kapanının ağı sürekli iyi düşüncelerle örülmelidir. bu, bebeklerin beşiklerinin yanına asılır, mutlu bir hayat, güzel rüyalar ve şans getirdiğine inanılır."
Bu efsanelere inanılıp inanılmadığını bilemiyorum sadece bana ilginç geldi ve zaten dreamcatcher da ilginç bir obje .Ayrıca bilgilerinize;düş kapanı kolye ,bileklik olarak da satılıyormuş.
![]() |
| Dreamcatcher(Düş kapanı) |
Bir siteden okuduğum düş kapanı hakkındaki efsaneyi aynen yazıyorum ;
"Efsanelerden birine göre, bilgeliğiyle tanınan iktomi adlı bir adam, örümcek kılığında bir ruhani liderin rüyasına girmiş, adamın tüylerle ve at kılıyla süslü, söğüt ağacından çemberini alıp, bu çemberin etrafına ağ örmeye başlamış ve bir yandan da adama hayat çemberinden, dünyada bizi yaşam çemberinin her döneminde etkilemeye hazır iyi ve kötü güçlerin olduğundan bahsetmiş. Konuşmasının sonunda düş kapanını tamamladığında, bunun ağının iyi olan düşünceleri, arzuları, istekleri tutacağını, ağın ortasındaki deliğin de kötülükleri uzaklaştıracağını söylemiş ve böylece düş kapanı kızılderili halk arasında yayılmış.
Bir diğer efsaneye göre ise düş kapanının ortasındaki ağ kötü düşleri tutar ki güneş doğduğunda onları yok edebilsin, ortasındaki delik ise iyi düşüncelerin size gelmesini sağlayandır. bu inanışa göre ortasından aşağı bir tüy asılmalıdır; böylece iyi düşünceler yollarını bulacaktır. düş kapanının ağı sürekli iyi düşüncelerle örülmelidir. bu, bebeklerin beşiklerinin yanına asılır, mutlu bir hayat, güzel rüyalar ve şans getirdiğine inanılır."
Bu efsanelere inanılıp inanılmadığını bilemiyorum sadece bana ilginç geldi ve zaten dreamcatcher da ilginç bir obje .Ayrıca bilgilerinize;düş kapanı kolye ,bileklik olarak da satılıyormuş.
23.5.11
Bu yazıyı okumayınız, mutlaka yapabileceğiniz daha iyi bir şeyler vardır :)
Aslında , okuyanların yeni bir bakış açısıyla karşılaşmaları adına farklı konulardaki eleştirilerimi yazmayı düşünüyorum.Fakat bu günkü yazım belki de yazmış olduğum en basit ve saçma yazı olacak.İnsanoğlunun sakınık ve renksiz olmaya mecbur bırakılması hakkında!..Etraflarını saran binlerce sorumluluk ve yaşamak zorunda bırakıldıkları bir hayat sunuluyor herkese.Bunun rahatsızlığı kimsenin umrunda değilmiş gibi düşünsem de, soğuk yağmurlu bir günde otobüste gördüğüm kız çok dikkatimi çekmişti.İğne atsan yere düşmeyecek bunaltıcı otobüste kız sakin sakin biraz da hüzünlü buğulu cama dönüp "kader" yazmıştı.O an bütün insanları aşıp kızla konuşmak istemiştim ama yapmadım.Kim bilir belki bende onun gibi sakınık ve renksizdim.
Sanırım insanların düştüğü en büyük yanılgı yaşamın değişmez olduğunu sanmaktı.Ve değişime giden yoldan korkmaktı belki var olanı kabul edip rutinleşmek kolay geliyordu.Kabul etmek gerekir ki yenilenmek ve buna cesaret etmek oldukça zordur."Into the wild " filmindeki Christopher McCandless’ın dalgalı sulara atlayan cesaretine,hayatının iplerini kendi eline almasına özenirim.Şu da varki rutini bozup hayellerinizin peşine düşmeniz her şeyin daha iyi olacağı anlamına gelmez.Ama zaten her gün güneşli geçmez değil mi?İstediğiniz değişime gitmek ve gerçeği bulmaksa şimdi hemen peşinden gitmelisiniz ama unutmayın ki yolun sonunda gerçeğin olmadığıyla da karşılaşabilirsiniz.
Hayatı karmaşıklaştıran yine insanlardır.Onların koydukları kuralları,mecbur bıraktıkları sakınık ve renksiz hayatları,tüm o hırsları,savaşları,yalanları var eden yine kendileridir.Oysa hayat basit olmalıdır ne yaşanacaksa ne söylenecekse söylenmeli ve yaşanmalıdır.Eğer beklerseniz ve yaşamın elinizden kayıp gitmesine izin verirseniz, pişmanlıklarınızla geri dönüp aradığınızda yıprattığınız dostluklarınızın,boşa geçen zamanınınızın olmadığı gerçeğiyle karşılaşırsınız.
Size bildiğini sandığı ama kendisinin de hala bulamadığı yolda gitmenizi söyleyen ben,o huzur dolu Serenade(Steve Miller Band) şarkısını dinlerken basit düşler kuran bir insanım.Belki de tüm bu yazdıklarım saçmalık ama bildiğim bişey varsa o da "yaşamaya asla geç kalmamak" gerektiğidir.
Sanırım insanların düştüğü en büyük yanılgı yaşamın değişmez olduğunu sanmaktı.Ve değişime giden yoldan korkmaktı belki var olanı kabul edip rutinleşmek kolay geliyordu.Kabul etmek gerekir ki yenilenmek ve buna cesaret etmek oldukça zordur."Into the wild " filmindeki Christopher McCandless’ın dalgalı sulara atlayan cesaretine,hayatının iplerini kendi eline almasına özenirim.Şu da varki rutini bozup hayellerinizin peşine düşmeniz her şeyin daha iyi olacağı anlamına gelmez.Ama zaten her gün güneşli geçmez değil mi?İstediğiniz değişime gitmek ve gerçeği bulmaksa şimdi hemen peşinden gitmelisiniz ama unutmayın ki yolun sonunda gerçeğin olmadığıyla da karşılaşabilirsiniz.
Hayatı karmaşıklaştıran yine insanlardır.Onların koydukları kuralları,mecbur bıraktıkları sakınık ve renksiz hayatları,tüm o hırsları,savaşları,yalanları var eden yine kendileridir.Oysa hayat basit olmalıdır ne yaşanacaksa ne söylenecekse söylenmeli ve yaşanmalıdır.Eğer beklerseniz ve yaşamın elinizden kayıp gitmesine izin verirseniz, pişmanlıklarınızla geri dönüp aradığınızda yıprattığınız dostluklarınızın,boşa geçen zamanınınızın olmadığı gerçeğiyle karşılaşırsınız.
Size bildiğini sandığı ama kendisinin de hala bulamadığı yolda gitmenizi söyleyen ben,o huzur dolu Serenade(Steve Miller Band) şarkısını dinlerken basit düşler kuran bir insanım.Belki de tüm bu yazdıklarım saçmalık ama bildiğim bişey varsa o da "yaşamaya asla geç kalmamak" gerektiğidir.
22.5.11
"print is not dead"
Geçenlerde annemin çocukken birikirdiği pul koleksiyonunu bulduk.O kadar farklı çeşit pul vardı ve öyle düzenli muhafaza etmişti ki, ilk kez bu kadar çok pulu bir arada gördüm.Günümüzde pul bir yana mektup bile görmez olduk,e-mailler cep telefonları...Teknoloji eskiden insanları mutlu eden ufacık sevinçleri de kopardı bizden, ayrıca yalnız mektup değil bütün yazılı baskılar da yok olma tehlikesi altında.Artık gazete ve dergiler internetten okunuyor hatta o sayfalarını çevirerek koklayarak okunan romanlar bile pdf haline getiriliyor.Baskı ölüyor mu gerçekten? Teknolojinin hayatımıza getirdiği kolaylıklar ve kusursuzluğu bizi körleştirdiği için,hayatımızın içindeki ufak sevinçleri yok etmesine izin mi veriyoruz?
Anthology Magazine tarafından hazırlanan "print is not dead" isimli stop motion baskının ölmediğini söyleyen hoş bir film olmuş ama umarım gerçekten ölmemiştir.Umarım hala dergileri gazeteleri eline alıp okumayı seven birileri vardır.
Anthology Magazine tarafından hazırlanan "print is not dead" isimli stop motion baskının ölmediğini söyleyen hoş bir film olmuş ama umarım gerçekten ölmemiştir.Umarım hala dergileri gazeteleri eline alıp okumayı seven birileri vardır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



